HARUN YIGIT
  Anam
 

Anam

Kınalanmış
nasırlı ellerini
öpüp okşadığım
kar beyaz saçlarını
canım anam.
Al beni
körpe çocuk gibi
yatır dizleriyin üstüne
Okşa saçlarımı
darmadağın olsun
parmaklarıyın arasında.
Sığınacak tek limanım
anam benim.
Yara almış gemi gibiyim
yoruldum
yorgun düştüm dalgalardan
Sana geldım
sığındım sana
Al, al beni yanına
al, al beni kollarına
Ihtiyacım var kucağına
Ihtiyacim var sıcağına

Anam
bir bilsen
bir bilsen hallerimi
kozasından sıyrılmış tırtıl gibiyim
Kimi zaman
ısırgan kıllara büründüm
ısırdım yanıbaşımdaki güzellikleri
kimi zaman
göz kamaştırdım
parlak renklerimle
ipek dokudum kimi zaman
akıl, sır ermez oldum
Ateş böceği oldum kimi zaman
açtım kın kanatlarımı
uçtum gecenin karanlığında
Aradım
dişimin sarı-yeşil ışığını
Ne de çabuk bitti anam
uzun
upuzun dedikleri şu geceler
Yoruldum
yorgun düştüm canım anam.

Ahhh anam
ah bir bilsen
bir bilsen hallerimi
kimi zaman arı oldum
binbir çiçeğin özünden aldım
toz idi
işledim kovanımda
peteğe saldım
hışmına uğradım
arı yiyen larvaların
karşı koydum bütün gücümle
saldırdım
saldırgan oldum acımla

Anam
elleri kınalı
başı tülbentli anam
bin yıllık sır küpü olup
yüreğimde taşıdığım
bütün acılarımı gizledim

Bağrında teri
ellerinde toprak kokusunu
bir bilsen
bir bilsen seni
nasıl da özledim
canım anam
canım anam... Harun Yiğit

Atesle Su Getirdim

Dün gece
yine acılarım depreşti
Kaynadıkça kaynadım
İçim içime sığmadı
Çatladı her yerinden vücudum
patladım volkan gibi
Yükseldim gökyüzüne

Sen
acılarımın koyağı
eyy nazlı yâr
Kaldır alnını
bak gökyüzüne
Gökyüzünden akacağım alnına
öpmek için
dudaklarına kayacağım
onbin yerinden
onbin defa ısırmak için
sana ulaşacağım

Onbin çiçeğin özünden aldım
özümle karıştırıp
alasın diye sana uzattım
Bütün kötülüklere inat
aşka dair ne varsa
yaşamak için
Bir elimde ateş
Bir elimde su
Haydi al
birlikte içelim
ateşle suyu… 15.04.2004

 Avuclarim

Avuçlarım,
ahh benim emekçi avuçlarım.
Bilirim acı çektiğini
Sadece sen değilsin acı çeken
Bak,
bin acının yorgunluğunu taşır oldu yüreğim

Ahh benim emekçi avuçlarım
kaç gündüzün
kaç gecenin ezilmişliği saklı nasırlarında
kaç aya,
kaç şafağa,
kaç güneşe,
bilmem kaç zamandır,
özlem dolu çocuk sevinciyle
çılgınca oynaşa hasretsin.
Acının,
özlemin,
sevginin,
hasretliğin biri bin yerde sızlıyorsa eğer
avuçlarım,
emekçi avuçlarım;
vücudumdan bir parça değilsin sen yalnız
acıktığımda ekmeğim,
susadığımda suyum,
düşmanımın yanında
arkamda dayımsın.
Canımdan bir parça,
cananımsın.

Avuçlarım,
ah benim emekçi avuçlarım.
Kimin içindir,
alanları doldurduğumuz
dişe diş,
başa baş,
kana kan,
cana can bunca yıldır dövüştüğümüz.
Daha bıyığım yeni terlerken,
kimin içindir zulümle tanıştığımız.
Hasretlik çekerken,
tay bakışlı,
kısrak huylu güzele;
çılgınca sevdalıyken yaşama,
en verimli çağımızda
kimin içindir?
ölümle oynaştığımız!

Avuçlarım,
ahh benim emekçi avuçlarım
seni
yaza, yaza bitiremem.
Sen bensiz,
ben sensiz;
vatansız şair,
anasız çocuk gibiyiz.
Ahh benim emekçi avuçlarım,
anlayacağın
seninle bir bütünüz...

Bereket Tanrıçaları

Dalında sallanan
sevilesi yeşil yapraklar gibi
bire yüz,
bire bin veren toprak gibi
duruşları,
dudağımı çatlatan
yüreğimi hoplatan
bereket tanrıçaları...

Biliyor musun?

Ben bu şehre geldiğimde gördüm seni
on altı yaşında
toy bir delikanlıydım
bıyıklarım bile çıkmamıştı
iki yıl sonra otuz yıl olacak biliyor musun
ne olurdu sanki sen de beni görebilseydi
ilk günkü gibi saklı duruyor anılar içimde

limanından demir almış gemi gibi
gidişin o gidiş
yıllardır ne yüzünü gördüm
ne bir haberin aldım

her yıl baharı bekliyorum
güneyden gelen göçmen kuşları
acep haber getirir mi diye kanatlarında hep seni arıyorum
güneyden gelen bulutlara bakıyorum
yağmurla birlikte seni bana getirir mi diye
yokluğunda özleminin özüne düştüm
sensizliğin yalnızlığında zemherinin ayazında kaldım
üşüyorum biliyor musun?

Yıllar geçip gitti
''biliyor musun'' demeyeceğim
bilmen için,
içimde yanan volkanı görmelisin
sevmen için
ipek böceği olup, özünü özünle örmelisin
artık her şeyden geçtim
seni, bir kez olsun görebilmenin arzusu düştü içime
acep neredesin?
ne haldesin?
seni çok özledim
biliyor musun?
biliyor musun? ... Harun Yiğit, 30.10.2005

 
   
 
=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=